Türkiye’de bir siyasi parti kuruluyor. Kuruluş işlemleri tamamlanıyor, tüzel kişilik kazanılıyor, teşkilatlanma başlıyor. İnsanlar emek veriyor, zaman harcıyor, siyasi bir yapı oluşturmaya çalışıyor. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra ise bu kez partinin ismi tartışmaya açılıyor.

İşte tam burada vatandaşın aklına çok doğal bir soru geliyor:

Kuruluş aşamasında kabul edilen bir isim, neden aylar sonra sorun haline geliyor?

Mevcut hukuki düzenlemede siyasi partiler, gerekli bildiri ve belgelerin İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzel kişilik kazanıyor. Aynı zamanda kanun, mevcut siyasi partilerin isim, amblem ve benzeri işaretlerinin başka bir parti tarafından seçmeni yanıltacak şekilde kullanılmasını yasaklıyor.

Yani ortada iki ayrı hak var: Bir tarafta siyasi parti kurma özgürlüğü, diğer tarafta mevcut partinin isim ve siyasi kimliğinin korunması.

Sorun, bu iki hakkın nasıl dengeleneceğidir.

Hukuk Ne Diyor ?

İsim benzerliği elbette önemsiz değildir. Çünkü seçmenin iki siyasi oluşumu birbirine karıştırması demokratik rekabeti etkileyebilir. Ancak her benzer kelime otomatik olarak hukuki ihlal anlamına da gelmez.

Asıl bakılması gereken, isimlerin bütün olarak seçmende gerçek bir karışıklık oluşturup oluşturmayacağıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da “iltibas” değerlendirmesi bu çerçevede ele alınmaktadır.

Burada asıl tartışma şudur:

Bu değerlendirme neden kuruluş aşamasında kesinleştirilmedi?

Eğer bir isim açıkça sorunluysa, bunu parti kurulduktan, teşkilatlanmaya başladıktan ve kamuoyunda tanınmaya başladıktan sonra gündeme getirmek hem siyasi hem de hukuki açıdan yeni bir belirsizlik yaratıyor.

Zamanla Önemlidir

Bir siyasi parti kurmak yalnızca bir isim belirlemek değildir.

Kurucular bir araya gelir. Tüzük hazırlanır. Program oluşturulur. Teşkilatlanma başlar. Maddi kaynak harcanır. İnsanlar siyasi bir beklenti içine girer.

Sonra “İsminizi değiştirin” denildiğinde sadece tabeladaki kelime değişmez.

Kurulan siyasi kimlik tartışmaya açılır.

Bu nedenle hukuk kadar zamanlama da önemlidir.

Hukuk öngörülebilir olmalıdır. İnsanlar hangi şartlarla parti kurabileceklerini kuruluşun başında bilmelidir.

Fırsatçılık Nerede ?

Mevcut bir siyasi partinin kendi adının korunmasını istemesi hukuki bir haktır. Eğer gerçekten seçmenlerin karışması ihtimali varsa bunun araştırılması da normaldir.

Fakat başka bir soru daha vardır:

İsim benzerliği gerçekten seçmeni korumak için mi gündeme getiriliyor, yoksa siyasi rekabette avantaj sağlamak için mi kullanılıyor?

Bu soruya peşinen cevap vermek doğru olmaz. Somut başvurulara ve hukuki gerekçelere bakmak gerekir.

Ancak siyasette fırsatçılık ihtimalinin doğduğu yer tam da burasıdır.

Bir siyasi rakibin önünü kesmek için her hukuki imkanın sonuna kadar kullanılması, hukuki hak ile siyasi hesap arasındaki sınırı bulanıklaştırabilir.

Siyasetin Ölçüsü

Türkiye’nin bugün konuşması gereken çok daha büyük meseleleri var.

Ekonomi, hayat pahalılığı, işsizlik, gençlerin gelecek kaygısı, adalet, eğitim, güvenlik ve üretim...

Böyle bir dönemde siyasi rekabetin isim tartışmalarına sıkışması, asıl meseleyi gölgede bırakır.

Siyasi partiler birbirlerinin tabelalarıyla değil, programlarıyla yarışmalıdır.

Kim ekonomiyi düzeltecek?

Kim gençlere iş sağlayacak?

Kim adalete güveni artıracak?

Kim üretimi büyütecek?

Kim vatandaşın hayatını kolaylaştıracak?

Asıl yarış burada olmalıdır.

Aynı Kural

Demokrasinin en önemli şartlarından biri, kuralların herkes için aynı uygulanmasıdır.

Bir siyasi oluşuma kuruluş aşamasında izin verilen bir isim daha sonra tartışmaya açılıyorsa, bunun açık ve anlaşılır bir gerekçesi olmalıdır.

Aynı şekilde mevcut bir parti isim benzerliği iddiasında bulunuyorsa, bu iddianın da somut hukuki ölçütlere dayanması gerekir.

Kim güçlü, kim zayıf olduğuna bakılmamalıdır.

Kim iktidara yakın, kim uzak olduğuna bakılmamalıdır.

Kim daha eski, kim daha yeni olduğuna bakılmamalıdır.

Kural varsa herkes için vardır.

SONUÇ

Türkiye’de siyasetin ihtiyacı birbirinin önünü kesmek değil, birbirinden daha iyi çözüm üretmektir.

Bir isim gerçekten seçmeni yanıltıyorsa hukuk gerekeni yapmalıdır.

Ama isim benzerliği siyasi rekabeti engellemek için bir araca dönüşmemelidir.

Çünkü demokrasi yalnızca parti kurma hakkından ibaret değildir.

Kurulan partilerin eşit şartlarda yarışabilmesidir.

Bugün bir partiye yapılan uygulama yarın başka bir parti için de uygulanabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca bir partinin adı değildir.

Mesele, siyasi sistemin kurallarına duyulan güvendir.

Psikolojik Bakış

Siyasete girmek isteyen insanların en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri güven duygusudur.

“Kurallara uyarsam siyasi mücadelemi sürdürebilirim” düşüncesi demokrasinin temelidir.

Eğer insanlar kuralların kişiye, partiye veya siyasi güce göre değiştiğini düşünmeye başlarsa, siyasete olan inanç zayıflar.

Vatandaşın görmek istediği şey çok basittir:

Herkes için aynı hukuk.

UYGULAMA ÖNERİLERİ

Parti isimleri kuruluş aşamasında daha kapsamlı biçimde incelenmeli, mümkün olduğunca sonradan ortaya çıkacak ihtilafların önü alınmalıdır.

İsim benzerliği değerlendirmesi yalnızca ortak kelimelere göre değil, isimlerin bütünü ve seçmeni gerçekten yanıltma ihtimali üzerinden yapılmalıdır.

Sonradan alınan değişiklik kararlarının gerekçeleri açıkça kamuoyuna anlatılmalıdır.

Hukuki itiraz hakkı korunmalı, ancak bu hakkın siyasi rekabeti engelleyecek şekilde kullanılmasının önüne geçilmelidir.

Bütün siyasi partilere aynı kriterlerin uygulandığı açık biçimde gösterilmelidir.

Okuyucuya Sorular

  1. Kuruluş aşamasında kabul edilen bir isim neden aylar sonra yeniden tartışmaya açılmalıdır?
  2. Gerçek bir isim benzerliği varsa bunun kuruluş aşamasında belirlenmesi gerekmez mi?
  3. İsim benzerliği hukuki hak mı, siyasi fırsat mı; sınır nerede başlamalıdır?
  4. Siyasi partiler isimleriyle mi, projeleriyle mi yarışmalıdır?
  5. Aynı kuralların herkes için uygulanmadığı algısı demokrasiye zarar vermez mi?
  6. Türkiye’nin bu kadar büyük sorunları varken siyaset neden zaman zaman isim tartışmalarına sıkışıyor?

Unutmayın; demokrasi, rakibinin önünü kesmek değil, ondan daha iyi fikir üretmek yarışıdır. Ülke yangın yerindeyken siyasetin enerjisini tabelalara değil, milletin sorunlarına harcamak gerekir.